Genç kalmanın sırları


Hepimizin aklındaki temel soru: “Genç kalmak veya Yaşlanmayı tersine çevirmek mümkün mü?” Aslına bakarsanız yanıt; “Evet, mümkün!”



İlk kez bir Türk doktor, Amerikan Estetik Medikal Akademisi tarafından kabul edildi ve eğitim aldı.
Bir ilki gerçekleştiren ve Kasım ayında eğitimini tamamlayarak mezun olacak olan Dr. Alp Mamak; eğitimi sırasında edindiği estetik medikal tedavilerin anti-aging ve güzel yaşlanma yaklaşımlarını değerlendirdi ve popüler bakış açılarını bizlerle paylaştı.

Anti-Aging tarzını hayatımıza yerleştirmek için 10 basit alışkanlık edinmek yeterli... İşte Mamak'ın önerileri...

Su için

Daha fazla su için. Unutmayın ki su hayat kaynağıdır ve vücudumuzun % 50 ila 60’ı sudan oluşur. Susuz kalmanın belirtilerini hatırlatarak kendinizi takip etmenize yardımcı olayım; baş ağrısı, enerji düşüklüğü, yorgunluk, eklem ve kas ağrıları. Günlük yalnızca 8 bardak su içerek sağlık ve enerjinizde büyük bir ilerleme sağlayabilirsiniz. Eğer susuz kalırsanız hem organlarınız hem cildiniz daha hızlı yaşlanacaktır. Yaşlandıkça susama mekanizmasının bozulduğunu, çay-kahve gibi içeceklerin susamayı azalttığını ama aynı zamanda susuzluğu arttırdığını unutmayın ve susamayı beklemeksizin su içme alışkanlığını geliştirin.

6 öğün beslenme

Günlük en az 6 öğün yapın. 3 ara ve 3 ana öğün. Çoğu insan sabah kahvaltısı yapmaz ve öğlen yemeğini ise geçiştirir akşamsa geç yenen ağır bir akşam yemeği ile sonuçlanır. Gün boyu kalori azaltmak için yapılan bu davranış ne yazık ki yavaşlamış bir metabolizma ile tartıda kendini gösterir. Daha da kötü olan yeterli ve gerekli besini alamayan vücut daha fazla stres hormonları salgılayarak yaşlanmanızı hızlandırır. Metabolizma aldığı kadar yakma alışkanlığı olan bir makineye benzer, az öğün yapmak metabolizmayı yavaşlatır. Yavaşlayan metabolizma ise kilo almanıza neden olur. Böylesine bir beslenme yalnızca kilo almanıza değil, aynı zamanda kas ve kemik gibi sağlık dokuların azalmasına ve yağ ve ödem dokusunun ise artmasına neden olur. Vücudunuzun sizin aleyhinize değil, sizin için çalışmasını sağlayabilirsiniz. Kural çok basit; gün boyunca 3 saatten fazla aç kalmayın. Akşamın ana öğün olması genel alışkanlığınız da olsa bunu değiştirebilirsiniz; unutmayın bu kolay olmayacaktır ve bir günde olmayabilir, sabırlı olun.

Lif çok önemli

Sağlıklı ve genç kalmanızı sağlayan bir beslenme liften zengin olmalıdır. Günlük beslenmenizin % 60 civarının meyve, sebzeler, tam buğday, çavdar ve tahıl ürünleri, kabuklu pirinç gibi çok lifli işlenmemiş karbonhidratlardan oluşmasına dikkat edin. Yalnızca 1 çorba kaşığı civarı ve beslenmenizin en fazla %20 sini geçmeyen bitkisel işlenmemiş yağ ve %15 oranında da protein olmazsa olmazlar. Ancak unutmayın protein denince her ne kadar aklımıza hayvansal gıdalar gelse de; bizi kemik erimesi ve sağlık sorunlarından koruyan esas proteinler; baklagiller, işlenmemiş soya ve ürünleridir. Hayvansal ürünlerden en sağlıklı olanlarsa organik süzme keçi sütü, yoğurdu ve peyniri, yumurta beyazı ve organik köy tavuğudur. Bu lif miktarını ayarlayabilmenin en kolay yolu, 2 ara öğünde az şekerli mevsim meyvesi, sabah kahvaltısında ise işlenmemiş tahıl gevrekleri tercih etmek.

Uyku

Sabah erken kalkın ve akşam en geç saat 12’de uyuyarak en az 7 saat uyku için zaman ayırın. İyi uyunmuş bir gecenin sabahında iyi hissettiğimiz kesin ama iyi bir uyku gerçekten de güzellik uykusudur ve en iyi anti-aging alışkanlıklarından biridir. Uykuda hücrelerin tamir mekanizmaları çalışır. Günlük stres kortisol ve norepinefrin salınımı ile yüzümüz ve organlarımızı yaşlandırır. Bu nedenle bu kötü nörotransmiterlerin vücudumuzdan uzaklaştırılması için iyi bir uyku şarttır. Uyku sırasında gençlik hormonu, ayrıca cilt ve savunma sisteminizi güçlendiren melatonin salınır. Geç saatlerde alınan alkol sisteminize uyarıcı norepinefrin gönderir ve bu da erken saatlerde uyanmanıza neden olur. Yatmadan önce yenen yiyeceklerin gençlik hormonunun salınmasına engel olduğunu unutmayın. Kafein ve tein içeren ürünlerden uzak durmanız gerektiğini ise sanırım hatırlatmama gerek yok.

Bebek Örgüleri Bebek Elbise Örnekleri Bebek Şapka Örnekleri bere

Çok şık bebek beresi


Bebek Örgüleri Bebek Elbise Örnekleri Bebek Şapka Örnekleri bere

1 haftada 3 kilo verin

Dilara Koçak 1 haftada 3 kilo verme sağlık diyeti




Bir haftalık yılbaşı diyet programı ile vücudunuzu dirençsiz bırakmadan 2 kg zayıflayacaksınız. Üstelik bireysel özellikleriniz ve egzersize bağlı olarak 3 kg. zayıflamanız da mümkün. Beslenme ve Diyet uzmanı Dilara Koçak'a göre, daha fazla kilo vermek istiyorsanız, bu diyeti 2-3 hafta uygulayabilirsiniz. Ancak daha sonra metabolizma hızınız kendini bu beslenme tipine adapte edeceği için kilo vermeniz yavaşlar ve sonrasında da durma noktasına gelir. Dolayısıyla bir aydan sonra yeni bir diyet programını uygulamanızda fayda var. Ancak bu programın da karbonhidrat, protein, yağ, vitamin ve mineralleri dengeli bir şekilde içermiş olmasına dikkat edin! Sağlıklı ve doğru diyet hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak için Dilara Koçak'ın yeni çıkan "Dilara Koçak ile İyi yaşam" adlı kitabından da faydalanabilirsiniz.

PAZARTESİ
Kahvaltı: 2 yemek kaşığı yağsız labne peynir, 1 dilim tam buğday ekmeği, domates, salatalık
Ara öğün: 2 kuru kayısı ve 2 ceviz
Öğle yemeği: 1 su bardağı haşlama makarna, 1 tatlı kaşığı zeytinyağı, 30 gr yağsız beyaz peynir
Ara öğün: 1 kutu meyveli yağsız yoğurt
Akşam yemeği: 200 gr. ızgara balık veya 150 gr tavuk ızgara, salata
Ara öğün: 1 adet mandalina ve 1 adet portakal

SALI
Kahvaltı: 1 yumurta ile yapılmış bol sebzeli menemen, 1 dilim tam buğday ekmek, domates, salatalık, yeşil biber, 5 adet zeytin
Ara öğün: 1 kivi veya 1 elma
Öğle yemeği: 80 gr diyet ton balığı, 1 dilim ekmek, salata
Ara öğün: 1 dilim peynir, 2 kepekli grisini
Akşam yemeği: 1 adet az yağlı kabak dolma (pirinç yerine bulgur daha iyi bir seçim olur), salata, 1 kase yoğurt
Ara öğün: Yarım nar

ÇARSAMBA
Kahvaltı: 1 parmak az yağlı dil peyniri, 1 dilim tam buğday ekmeği, domates, salatalık, maydanoz, yeşil biber
Ara öğün: Yarım paket diyet bisküvi
Öğle yemeği: 1 kase mercimek çorbası, 1 tabak kıymalı sebze, 1 kase yoğurt, salata
Ara öğün: Yarım muz, 10 adet fındık
Akşam yemeği: 150 gr ızgara tavuk, salata, sote veya haşlama sebze
Ara öğün: 1 adet kivi ve 1 adet elma

PERŞEMBE
Kahvaltı: Kepekli yağsız tost, yeşil biber, domates
Ara öğün: 2 adet mandalina
Öğle yemeği: 1 tabak etsiz sebze yemeği, 1 dilim ekmek, salata, 200 gr light yoğurt
Ara öğün: 3-4 adet kestane ve 2 adet kuru kayısı
Akşam yemeği: 5 yemek kaşığı bulgur pilavı, salata, buharda brokoli, yağsız yoğurt ile yapılmış 1 kase cacık
Ara öğün: 1 adet portakal

CUMA
Kahvaltı: 125 gr probiyotik yoğurt, 3 adet ceviz, 2 adet kuru kayısı
Ara öğün: 1 adet kivi veya 1 adet elma
Öğle yemeği: 1 kase mercimek çorba, salata, 150 gr ızgara et veya köfte
Ara öğün: Yarım simit, 2 light karper peyniri
Akşam yemeği: 6 Yemek kaşığı az yağlı sebze yemeği, 1 dilim ekmek, 200 gr yoğurt, salata
Ara öğün: 1 adet elma veya 1 adet portakal

CUMARTESİ
Kahvaltı: Yarım simit, yeşil biber, domates, 50 gr az yağlı kaşar
Ara öğün: 2 adet kuru kayısı
Öğle yemeği: Salata, 50 gr beyaz peynir, 2 yemek kaşığı mısır
Ara öğün: 1 adet elma, 2 adet ceviz
Akşam yemeği: 150 gr ızgara köfte, salata, 4 yemek kaşığı piyaz
Ara öğün: 2 adet mandalina

PAZAR
Kahvaltı: 1 yumurta, 1 dilim tam buğday ekmeği, domates, salatalık, 5 adet zeytin, 1 dilim az yağlı peynir
Ara öğün. 1 adet mandalina
Öğle yemeği: Sütlü kahve ve 1 dilim yağsız kek veya 1 kase sütlü tatlı
Ara öğün: 1 adet elma, 1 adet mandalina
Akşam yemeği: 6 yemek kaşığı kıymalı mercimek, 1 kase yoğurt, salata
Ara öğün: 1 adet armut

Koruma programı
Diyetin ardından uygulayacağınız korunma programında, her besin grubundan besinler tüketerek, her gün yeterli ve dengeli oranda beslenmelisiniz. Ancak günlük miktarları biraz artırarak enerji açığının oluşmasını önlemeniz gerekiyor. Böylelikle kilo vermez, aynı kiloda kalırsınız. Beslenme programınıza haftada 1-2 gün sütlü tatlı ilave edebilir, egzersiz yapıyorsanız kalori alımını biraz daha artırabilirsiniz.


Diyet yaparken…
- Her gün 8-10 bardak su için. Günde bir bardaktan fazla diyet içecek tüketmeyin.
- Salatalara her öğün sadece 1 tatlı kaşığı zeytinyağı ilave edin.
- Salatalık, domates, biber, maydanoz, nane, kereviz sapı, marul gibi çiğ sebzeleri, diyet boyunca her zaman isteğiniz kadar tüketilebilirsiniz. Sebze yemeği ve kurubaklagil yemeğinde et yoksa, 1 kilo sebzeye 2 çorba kaşığı zeytinyağı eklemeniz yeterli. Yemeğiniz etli ise yağ ilave etmeyin. Programı uygularken porsiyonları kesinlikle eksik yemeyin ve ara öğünleri atlamayın.
- Bir porsiyon et veya tavuğun miktarı yaklaşık 150 gr. olmalı. Bunun için, örneğin 3-4 köfte yemeniz yeterli. Balık tüketimini de 200 gramla sınırlandırmalısınız.
- Düzenli olarak egzersiz yapın.

Ender Saraç göbek eriten diyet




Ender Saraç göbek eriten diyet

Doktor Ender Saraç pek çok kadının ortak derdi olan göbek yağlarını eritmek için özel bir diyet programı öneriyor.

Ender Saraç diyor ki: "Eğer göbeğiniz, basenleriniz gibi belli bir bölgenizi zayıflatmak istiyorsanız, fakat bu konuda başarılı olamıyorsanız sakın umutsuzluğa kapılmayın.


Belirli bölgelerden zayıflamayı ancak özel diyetler uygulayarak gerçekleştirmeniz mümkün.

Ben size 3 haftada, özellikle göbek ve bel bölgenizden incelmenizi de sağlayacak özel bir program açıklıyorum."

Ender Saraç uyarıyor.

Ancak öncelikle şu noktayı belirtelim ki; yalnız diyet yaparak bölgesel zayıflamayı tam anlamıyla gerçekleştiremezsiniz.

Diyetle birlikte özel egzersiz ve bazı özel bitkisel mönüler gerekmektedir.

Ender Saraç Göbek eritme diyeti!


Diyetisyen Ender Saraç'ın göbek eritme diyeti (göbek eriten diyet) ile avakado yapraklarıyla yapılan zayıflama çayı tarifi. Göbeğinizi eritmek için Ender Saraç'ın bu diyet programını uygulayıp, zayıflama çayını içebilirsiniz.


Ender Saraç göbek eritme diyeti nasıl yapılır?

Haftanın tek günleri bunları yiyin: Kalkar kalkmaz 1 bardak ılık ballı limonlu su (içine yarım tatlı kaşığı bal, 10 damla limon konacak).

Sabah sporu: 35 – 40 dakika tempolu yürüyüş yapın. Bol ter atmaya gayret edin. 15-20 dakika spor.

Duş: Ham ipek kese veya kabak lifi ile 5 dakika fırçalar gibi göbek, basen, popo, bel sertçe fırçalanacak. 5 dakika kadar susam yağı, kekik yağı, biberiye yağı, melisa yağı ile aynı bölgeye masaj yapılacak.

Göbek eriten diyet programı tarifi

Kahvaltı: 1 adet kabuklu yeşil elma, 1 adet sert şeftali

Ara: 2 parmak taze dil peyniri yiyebilirsiniz.

Öğle: 1 porsiyon ızgara tavuk (derisiz), bol rokalı yeşil salata (taze soğanlı).

Ara (saat 15.00): 3-4 yulaflı bisküvi

Ara (saat 17.30): 1 adet yeşil elma.

Akşam: 4-5 kaşık zeytinyağlı fasulye (az yağlı), 1 dilim tam ekmek, mevsim salatası.

Gece: 1 bardak şekersiz tarçınlı ılık light süt. 3-4 fincan rezene çayı, yeşil çay, mısır püskülü, kiraz, avakado yaprağı karışım çayı içilecek.

Göbek eritmek için aşağıdakileri kesinlikle tüketmeyin

Yasaklar:

* Kolalı, şekerli içecekler,

* Kızartma,

* Hayvansal katı yağlar (tereyağı, kaymak, yağlı şarküteriler, yumurtanın sarısı, yağlı süt ürünleri, yağlı etler, tavuk – balık derisi, tam yağlı süt),

* Alkol (özellikle bira),

* Beyaz un,

* Beyaz şeker,

* Doğum kontrol hapları,

* Aşırı gündüz uykusu,

* Çikolata,

* Yağlı çerezler,

* Cips.

Göbek eritme diyeti ve zayıflatıcı çay tarifi

1 su bardağı için 1-2 adet avakado yaprağı, 1 çay kaşığı yeşil çay, küçük bir tutam kiraz sapı ve mısır püskülü, 1 çay kaşığı rezene tohumu sadece 1-2 dakika kaynatılacak ve hafifçe fokurdadıktan sonra 3-4 dakika demlenmeye bırakın. Sonrasında şeker veya tatlandırıcı eklenmeyin, sadece çok ince bir dilim limonla için. Yemeklerden biraz sonra da içebilirsiniz. Akşam yemeğini erken yemeye özen gösterin. Sabah ise erken kalkmak önemli, çünkü erken kalktığınızda metabolizma hızlanır. Ek olarak, sabah sporu ise vücudu canlandırır ve harekete geçirir.

göbek eritme diyeti* ender saraç göbek eritme* ahmet maranki göbek eritme* karın eritme diyeti* ender saraç göbek eriten diyet* göbek eritme ender saraç* ender saraçoğlu* ender saraçoğlu göbek eritme* karin eritme diyeti* gobek eritme diyetleri* göbek eritme rejimi* göbek ve cilt* gobek eritmek icin diyet* göbek eritmediyeti* gobek eritmek icin diyet listesi* göbek eritmek için diyetler* ender saraç* göbek erıtme dıyetı* göbek ve kalca erıtme dıyetı* göbek yağı eritme çayı**

Sağlıklı zayıflama


Şişmanlık; alınan kalori miktarının,yakılan kaloriden daha fazla olması sonucu ortaya çıkan bir metabolizma bozukluğudur. Tıp dilinde “obesite” denilen şişmanlık:
* ihtiyaçtan fazla besin almak
* yeterince hareket etmemek
* tiroid veya diğer bezlerin çalışmasında görülen yetersizlikler,
* böbrek veya kalp hastalıkları
* ruhsal yapı
* soyaçekim”den, kaynaklanır.

Bilhassa,sırt,kol,bacakların üst kısımları,kalçalar ve karın bölgesinde aşırı derecede yağ birikir. Yüz ovalleşir; hareket etme kabiliyeti azalır. Dolaşım sisteminde de bozukluklar görülür.

İstatistiklere göre; şişmanların daha çabuk yaşlandıkları, şeker hastalığı, damar sertliği, kalp hastalıkları, karaciğer ve safrakesesi hastalıkları, tansiyon yüksekliği, akciğer hastalıkları, romatizmal hastalıklar ruhî veya sinirsel hastalıkların tehdidi altında bulundukları belirtilmektedir. Bu nedenle , şişmanlıktan kurtulmak için diyet ve beden hareketleri yapmak gerekir. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de uygulanabilir:

Reçete1:
Malzeme:limon,greyfurt,bal,su
Hazırlanışı:3 tane limon ile 2 tane greyfurt,kabukları soyulmadan inci ince kesilir. üzerine, 4 su bardağı su konulur.15 dakika kaynattıktan sonra 3 çorba kaşığı süzme bal ilave edilir.15 dakika daha kaynatıldıktan sonra porselen bir kaba süzülür.sabah akşam , birer su bardağı içilir.

Reçete2:
Malzeme:limon,şeker,su
Hazırlanışı:1 çay bardağı yeni sıkılmış limon suyuna 1 çorba kaşığı su ile 1 kahve kaşığı toz şeker konur.karıştırıldıktan sonra içilir.

Reçete3:
Malzeme:papatya,limon,su
Hazırlanışı:4 bardak kaynak suya,1 çorba kaşığı ufalanmış paptya ve kabukları soyulmadan doğranmış 1 limon konur.6 saat bekletildikten sonra süzülür.saat 10:00,15:00 ”de birer çay bardağı içilir.

Reçete4:
Malzeme:atkuyruğu(tilkikuyruğu,zemberekotu),su
Hazırlanışı:4 su bardağı kaynak suya 20 gram (1 çorba kaşığı) ufalanmış atkuyruğu konur. yarım saat bekletildikten sonra ince ve temiz bir tülbentten süzülür. saat 10:00,15:00 ve 21:00”de birer çay bardağı içilir.

Reçete5:
Malzeme:kiraz çöpü, su
Hazırlanışı:6 bardak suya 1 çay bardağı dolusu kiraz çöpü konur.12 saat bekletilir. sonra 15 dakika kaynatılır ve yarım saat bekletilir.süzüldükten sonra saat 10:00,15:00 ve 21:00”de birer çay bardağı içilir.

Reçete6:
Malzeme:biberiye(rosmarinus officinalis),su
Hazırlanışı:4 su bardağı saf sirkeye 1 avuç biberiye konur.10 gün bekletildikten sonra ince ve temiz bir tülbentten süzülür.sabah akşam birer çay bardağı içilir.

Reçete7:
Malzeme:kanavcıotu(adonis vernalis),su
Hazırlanışı:1 su bardağı sıcak suya 1 tatlı kaşığı ufalanmış kanavcıotu konur.20 dakika bekletildikten sonra süzülür. günde 3 kere birer çorba kaşığı içilir.

Reçete8:
Malzeme:kereviz,domates,havuç,su
Hazırlanışı:4 bardak suya 2 tane kerviz doğranır.15 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. suyuna;1 su bardağı yeni sıkılmış domates suyu ile 1 su bardağı yeni sıkılmış havuç suyu konur.saat 10:00,15:00 ve 21:00”de birer çay bardağı içilir.

Reçete9:
Malzeme:mısır püskülü,su
Hazırlanışı:4 bardak suya 3 tutam mısır püskülü konur.15 dakik kaynatıldıktan sonra ince ve temiz bir tülbentten süzülür.günde 3 kere birer su bardağı içilir.

Reçete10:
Malzeme:ıspanak,mısırözü yağı,su
Hazırlanışı:1/2 kg ıspanak iyice temizlendikten sonra 4 bardak suya konup az haşlanır. süzüldükten sonra üzerine 3 çorba kaşığı mısırözü yağı konup yenir.

Reçete11:
Malzeme:marul tohumu,su
Hazırlanışı:4 bardak suya 1 tatlı kaşığı marul tohumu konur.5 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür.günde 2 kere birer kahve fincanı içilir.

Reçete12:
Malzeme:limonsuyu,bal
Uygulanışı:
1 hafta boyunca her gün;1 kahve fincanı limonsuyuna 1 kahve fincanı su ve 1 kahve kaşığı süzme bal katılıp içilir.
2. hafta,her gün; 1 çay bardağı limonsuyuna 1 çay bardağı su ile 1 kahve kaşığı süzme bal katılıp içilir.
3. hafta, her gün; 1su bardağı limonsuyuna 1su bardağı su ile 1 kahve kaşığı süzme bal katılıp içilir.
4. hafta, her gün; 1 çay bardağı limonsuyuna 1 çay bardağı su ile 1 kahve kaşığı süzme bal katılıp içilir.
5. hafta, her gün; 1,5 kahve fincanı limonsuyuna 1,5 kahve fincanı su ve 1 kahve kaşığı süzme bal katılıp içilir.
6. hafta, her gün; 1 kahve fincanı limonsuyuna 1 kahve fincanı su ve 1 kahve kaşığı süzme bal katılıp içilir.

Reçete13:
Malzeme:yoğurt, patates
Hazırlanışı:10 gün süreyle ,sadece yoğurt ve patates yenir.

Reçete14:
Malzeme:sarapna(smilax),su
Hazırlanışı:1 su bardağı sıcak suya 1 kahve kaşığı ufalanmış saparna konur.5 dakika bekletildikten sonra süzülüp içilir.

Reçete15:
Malzeme:aslandişi(karahindibâ),su
Hazırlanışı:4 bardak suya 4 çorba kaşığı ufalanmış aslandişi kökü konur.10 dakika kaynatıldıktan sonra temiz ve ince bir tülbentten süzülür. sabah akşam birer kahve fincanı içilir.

Reçete16:
Malzeme:enginar,akdiken(rhamnus),dulavratotu(arctium lappa),ayrıkotu(triticum repens),su
Hazırlanışı:4 bardak sıcak suya 1 avuç ufalanmış enginar yaprağı ,1 avuç akdiken çiçeği, 1 avuç dulavratotu yaprağı ve ufalanmış kökü,1 avuç ayrıkotu konur.ağzı kapatıldıktan sonra 1 saat bekletilir.
ayrı bir kapta ; 10 su bardağı su kaynatılır. daha önce hazırlanan karışım bu suyun içine süzülür.sonra temiz bir şişeye doldurulur.eritilmek istenen yerler, hergün bu suyla ovulur.

Reçete17:
Malzeme:deniz yosunu(moss)
Hazırlanışı:büyükçe bir kavanozu dolduracak kadar deniz yosunu toplanır.kavanozun ağzı kapalı olduğu halde 1 hafta bekletilir.hergün, bir parça alınıp, eritilmek istenen bölgelere sürülür.

Reçeteler uygulanırken dikkat edilmesi gereken hususlar:
* Reçetelerde verilen miktarları aşmayınız!
* Uygulamak üzere seçtiğiniz Reçeteyi 14 günden fazla kullanmayınız.
* Çabuk zayıflamak için aşırışığa kaçmayınız!
* Yavaş yavaş zayıflayınız!
* Her gün , hiç olmazsa yarım saat yürüyünüz!
* Bütün dertlerinizden sıyrılıp neşeli olmaya gayret ediniz!
* Yazın, fırsat buldukça yüzün; kışın kolayınıza gelen beden hareketlerini yapın!

Cilt sağlığı için bol bol havuç yemelisiniz!


Ulusal kanser Enstitüsündeki araştırmacılar tarafından havuçta doğal olarak bulunan bir pigment olan karotenoidden zengin beslenen kişilerin düşük karotenoid alan kişilere göre cilt kanserine yakalanma riskinin 6 kere daha az olduğu bulunmuştur.

Havuç yurdumuzda her mevsimde bulunan taze bir sebzedir. Günde mutlaka 1 adet havuç yemeli veya ½ su bardağı havuç suyu içilmelidir.

Kalbe faydalı bitkiler : Üzüm


Yapılan araştırmalar günde bir veya iki bardak şarap içenlerin kalp krizi riskini yaklaşık olarak % 25-40 oranında düşürdüğünü gösteriyor.

Üzüm kabuklarının içeriğinde fenol adı verilen ve şaraba kırmızı rengini veren bazı bileşikler bulunmaktadır. Fenoller, vücudu kötü kolesterolden korur. Bu faydalı bileşikleri almak için mutlaka şarap içmeniz gerekmiyor.

Fenoller aynı zamanda kırmızı üzüm, kırmızı üzüm şırası, yaban mersini, böğürtlen, çay üzümü, sarımsak ve soğan gibi diğer bir çok sebze ve meyvenin içeriğinde bolca bulunmaktadır.

Sarımsağın kanser hastalığına karşı savaşı!


Yeni yapılan araştırmalar, sarımsağın kanser hastalığıyla savaşmaya yardım ettiğini gösteriyor.

Analytical Biochemistry dergisinde yayınlanan küçük bir pilot çalışmaya göre, araştırmacılar tarafından geliştirilen yeni bir idrar testi, daha fazla sarımsak tüketen insanların daha düşük kanserojen seviyesine sahip olduğunu belirtiyor.

Bilimadamları, araştırmanın nitrojen-içeren bileşenlerle ilişkili tüm vücut süreçleriyle ilgili olduğunu söylediler. Bu süreçler, nitrosation (yiyeceklerin ızgarada pişirilmesi sonucu içlerindeki nitratın serbest nitrosamine radikallerine dönüşümü) ya da yiyeceklerde veya kanserojen madde bulaşan suda bulunan bazı maddelerin konversiyonunu içeriyor.

Ohio State Üniversitesi'nde görevli beslenme profesörü Earl Harrison, birisi kanser riskiyle ilişkili ve diğeri de sarımsak tüketiminin kapsamını belirleyen iki farklı bileşeni ölçebilen idrar testi geliştirdiklerini açıkladı. Bilimadamları, beslenmeye ait sürecin yaygın olarak işlenmiş gıdalardan ya da yüksek ısıda hazırlanan gıdalardan kaynaklanan nitrat isimli maddelere maruz kalmayla başladığını ifade ediyorlar.

Tüketilen nitratların yaklaşık yüzde 20'si nitrite dönüşüyor. Bu bileşenlerden sadece nitrosaminler kanserle ilişkili. Sebzeler aynı zamanda nitrat içeriyor. Ancak, önceki araştırmalar sebzelerdeki C vitaminin, nitratların toksik maddelere dönüşme riskini düşürdüğünü gösteriyor.

Ayrıca araştırmacılar, sarımsaktaki besinlerin C vitamini gibi benzer antioksidan etkilere sahip olduğundan şüpheleniyorlar.

Mükemmel görünen kalçaların sırrı

🌿 Sıkı ve Biçimli Kalçalar İçin Etkili Bakım ve Egzersiz Rehberi

Harekete Geçin: Kalça Kaslarını Şekillendirme

Dişiliğin ve zarafetin sembolü olan biçimli kalçalara sahip olmak bir hayal değil; doğru bir disiplin ve biraz gayretle mümkün. Sıkı bir görünüm için bölgedeki kas grubunu doğrudan hedefleyen egzersizler hayati önem taşır. Yere sırt üstü uzanarak yapılan kalça kaldırma hareketleri (bridge), yüzme, tempolu yürüyüş ve bisiklete binmek, kalça formunu korumada en etkili yöntemlerin başında gelir.
Beslenme ve Hidrasyonun Gücü

Su İçmeyi ve Tuzu Sınırlamayı İhmal Etmeyin

Suyun cilt elastikiyeti ve sindirim sistemi üzerindeki mucizevi etkileri tartışılamaz. Günde ortalama 13 bardak su içmek, dokuların sıkılaşmasına ve toksinlerin atılmasına yardımcı olur. Ayrıca, vücutta su tutulmasına (ödem) ve selülit görünümüne neden olan aşırı tuz tüketiminden mutlaka kaçınılmalıdır. Sağlıklı beslenme, egzersizin etkisini ikiye katlar.

Masaj ve Günlük Yaşamda Küçük Değişiklikler

Özellikle masa başı çalışan kadınlarda hareketsizlik, kalça bölgesinde yağlanmaya yol açar. Ofiste asansör yerine merdiven kullanmak ve kısa mesafeleri yürümek bu süreci tersine çevirebilir. Masaj ise kan dolaşımını hızlandırarak doku sıkılaşmasını destekler. Özellikle banyo sonunda uygulanan soğuk su basıncı, doğal bir lifting etkisi yaratarak kalçaların daha diri görünmesini sağlar.

⚠️ UYARI: Sağlık ve egzersiz paylaşımları bilgi amaçlıdır. Yeni bir antrenman programına başlamadan önce mutlaka uzman bir eğitmene veya doktorunuza danışınız.

Ağız kokusu için basit ama pratik önlemler


Ağız kokusunun sebebi ölü bakterilerin atık maddesi olan ve ‘volatile sülfür’ ismi verilen bir gazdır. Nefeste oluşan kötü koku büyük oranda ağız içinden kaynaklanır. Ağız içi bir infeksiyon, ilerlemiş bir dişeti hastalığı ya da sadece ağız içinde birkaç saatten fazla kalmış gıda artıklarına yerleşen bakteriler kokuya sebep olurlar.

Ağız kokusuna sebep olan problemler
Tonsilit, akciğer iltihabı, sinüzit, şeker hastalığı (aseton kokusu), mide bağırsak hastalıkları, böbrek yetmezliği (balıksı koku), karaciğer ve metabolizma bozukluklarıdır.

Ağız kokusunda yapılması gereken öncelikle teşhis ve tedavidir.

Ağız kokularında yapılması gerekenler
- Tüm çürükler tedavi edilmeli.
- Diş eti hastalığı tedavi edilmeli. Cepler ve diş taşları önlenmelidir.
- Gömük ve yarı gömük 20 yaş dişleri çekilmelidir.

Ağız kokusunu önlemek için bunları uygulayın
- Her öğünden sonra dişlerinizi 3 dakika fırçalayınız ve günde bir kez diş ipi kullanınız.
- Diş fırçanızı kuru ve temiz bir yerde muhafaza ediniz ve kullandıktan sonra iyice yıkayınız.
- Dil çok girintili ve pütürlü yapısı sebebiyle bakterilerin rahatça yerleşip zor temizlenebileceği bir dokudur. Dişlerinizle birlikte dilin yüzeyinin ve özellikle arka kısmının fırçalanması kokuyu önlemek açısından önemlidir.
- Nane şekeri,ağız spreyleri yada gargaralar ağız kokusunu önlemez sadece kısa bir süre (5-7 dk) önler.
- Ağız kokusunu önlemek için su ve hidrojen peroksit’den hazırlayacağınız bir gargara olumlu etki yaratabilir.
- Gıda kaynaklı (sarımsak ,soğan,alkol vb) kokularda ise ertesi sabah aç karnına içilen bir bardak soğuk süt kokuyu belirgin miktarda azaltır.

Sağlıklı ve dengeli beslenme önerileri


Uzmanlar, kış aylarının etkilerini göstermeye başladığı şu günlerde vücut direncini korumak için sağlıklı beslenmek gerektiğini belirtiyor ve bazı uyarılarda bulunuyor. İşte sağlıklı beslenerek kendimizi korumamız için dikkat etmemiz gereken ipuçları…

- Besinlerden aldığınız enerji mutlaka dengeli olmalıdır. Bir günde alacağınız enerjinin yüzde 50-60′ı karbonhidratlardan (tahıllar), yüzde 30′u yağlardan, yüzde 10-15′i proteinlerden (kuru baklagiller, et ve süt ürünleri) karşılanmalıdır.

- Taze besinler kullanılmadan önce çok iyi yıkanmalı ve kurulanmalıdır.

- Sebzeler ve meyveler mümkün olduğunca kabuklu olarak ve çiğ, ya da az suda hafif pişmiş olarak tüketilmelidir.

- Yeşil sebzeler pişirilecekleri zaman kesilmeli ve mümkün olduğunca buharda pişirilmelidir. Kök sebzeler hafif tuzlu ve ancak üzerini örtecek kadar az suda pişirilmelidir.

- Ekmeği kızartmak ya da pastörize sütü kaynatmak, vitamin kaybına ve proteinlerin bozulmasına neden olur.

- Yemek yaparken kızartma yerine fırın, ızgara, buğulama ve haşlama gibi yöntemleri tercih edin.

Gözü Dönmüş Organizmalar (GDO)


“Gıdalar, Ambalajlar, Silahlar ve Açlar” kitabının yazarı Mebruke Bayram ile yapılan röportajı, Ziraat Mühendisi Fatih Özden’in yazdığı yazıyı ve Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneğinin yaptığı açıklamayı okuyacaksınız.

GDO'larla ilgili yazdığınız kitabın adı "Gıdalar, Ambalajlar, Silahlar ve Açlar" aslında her şeyi anlatıyor. Ama okumamış olanlar için, hem bu adın anlamını hem de GDO'nun dünya ülkelerine ne gibi zararlar verdiğini anlatabilir misiniz?

Genetiği değiştirilmiş gıdalar, çevre ve insan sağlığı için risk içeren, patent vb. uygulamalar nedeniyle ekonomik açıdan da sakıncalar doğurabilecek, çiftçi ve tüketici haklarını hiçe sayan uygulamaların hayata geçirilmesine yol açan gıdalardır.

Gıdalar, tarımda makineleşmenin, sentetik kimyasal ilaç ve gübrelerin, yeni nesil tohumlukların kullanılmaya başladığı 1960-70'li yıllara denk gelen "yeşil devrim" sürecinden bu yana büyük bir değişim yaşıyor. 90'lı yıllarda piyasaya sürülmeye başlayan genetiği değiştirilmiş gıdalarla birlikte bu değişim daha da hızlandı. Daha fazla ürün elde etmek uğruna yapılan işlemler gıdaları olduğundan başka bir şeye dönüştürmeye başladı. Gıdaların içeriği dahi farklılaşmış durumda. Örneğin sebze-meyvelerin içerisinde doğası gereği bulunması gereken bazı maddeler, "yeşil devrim" ürünü, sözde "yüksek verimli" tohumluklar ve üretim sürecinde kullanılan sentetik kimyasallar sayesinde giderek azalmaya başladı. Gıdanın aslıyla hiç ilgisi olmayan katkı maddeleri ve koruyucu maddelerse giderek çoğalıyor.

Büyük şehirlerde baş döndürücü bir tempo içerisinde yaşayan tüketiciler hangi gıdayı tüketeceği konusunda şaşkına çevrilmiş durumda. Gıdanın içeriği ve besleyiciliğinden çok ambalajı dikkat çekiyor. Oysa ambalajlar bize gerçeği söylemiyor. Örneğin marketten aldığınız süt, yumurta vb. ambalajların üzerinde görünen mutlu hayvanlar gerçekte yok. O ambalajın içindekini üreten hayvan gün ışığını hiç görmeden, kapalı, sıkışık ortamlarda doğasına uygun olmayan bir biçimde yaşıyor.

Yeşil devrim, "gıda miktarını artırmazsak dünya aç kalacak", "açlığı sona erdireceğiz" gibi sloganlarla sunulmuştu. Ancak süreç, endüstriyel üretim yapan, kimyasal girdileri, makineleri üreten şirketlere yaradı. Şirketler büyük kârlar elde ettiler, birbirlerini yutarak büyük devler haline geldiler. "Yüksek verimli" tohumlukları, sentetik tarım ilacı ve gübreleri kullanmaya yetecek parası olmayan, sürece uyum sağlayamayan çiftçiler ve küçük üreticilerse tarımdan çözüldü, mesleklerini terk ederek şehirlere göç etmeye başladılar. İşsiz kalan, yerinden yurdundan olan küçük çiftçiler birer birer açlar ordusuna katıldı. Gıda miktarında gerçekten bir artış sağlandı ancak ne yazık ki açların sayısı da arttı. Yeşil devrim açlığı sona erdirmek bir yana açlık yaratan bir mekanizma haline geldi.

Yeşil devrimin getirdiği tarım uygulamaları, birim alandan daha fazla ürün elde etmek dışında her şeyi yok saydığı için çevrenin zehirlenmesine, toprakların verimliliğinin düşmesine, suyun tüketilmesine ve kirletilmesine yol açtı.

Şimdi genetiği değiştirilmiş gıdalar için aynı propagandayı gündeme getiriyorlar. Madem bu gıdaları piyasaya süren ulusaşırı gıda tekelleri açlığı sona erdirmek gibi ulvi bir amaca sahipler, neden ürettikleri bitki cinslerini patent altına alıyorlar? Madem ki amaç kâr elde etmek değil, öyleyse bütün patentlerin ve tohumlarda sonraki nesilde üremeyi engelleyen bütün uygulamaların kaldırılması gerekiyor.

Genetiği değiştirilmiş gıdalar, "yeşil devrim"le birlikte başlayan tarımın şirketleşmesi sürecinin bir parçası. Dev tekeller zaten büyük oranda ele geçirmiş oldukları tarım ve gıda piyasasını tamamen kendi kontrolleri altına almak için çeşit çeşit politika üretiyor, GDO'lar ve patentler de bu politikanın bir parçası. GDO üreticisi tekeller patentler yoluyla gıdayı kaynağında, yani tohum olarak kontrol altına almak istiyorlar. O nedenle kendinden sonraki nesilden ürün vermeyen tohumluklar üreterek çiftçiyi sürekli kendisinden tohum almaya zorluyorlar.

Üstüne üstlük bir de patent bedeli tahsil ediyorlar. Biliyorlar ki tohumu kontrol eden gıdayı kontrol eder. DTÖ, IMF, Dünya Bankası gibi uluslararası kuruluşlar, neredeyse ulusaşırı şirketlerin kârlarına kâr katması için çalışmaktan başka bir iş yapmıyor. İnsanlar için hayati önemde olan gıda, uluslararası siyaset arenasında politik oyun ve çıkarlara alet edilerek insanlara doğrultulmuş bir silah olarak kullanılabiliyor. Kitabın adını seçerken bütün bunları bir arada özetlemek istedim."

"GDO'ya Hayır" platformunda da aktif olarak görev alıyorsunuz. Platform üyelerinin, GDO konusunun da dahil olduğu yasa tasarısı hakkında TBMM yetkilileri görüşmeleri oldu mu?

"Platform içerisinde uzun bir süre aktif olarak yer aldım, ancak yaklaşık bir yıldır platformun çalışmalarına aktif olarak katılamıyorum. GDO konusu, Biyogüvenlik Yasa Tasarısı, Tohumculuk Yasası vb. yasa ve yönetmeliklerin gündeme geldiği zamanlarda sık sık tartışıldı. Platform da bu tartışmalara katıldı, görüşlerini pek çok kez kamuoyuna, meclisteki komisyonlara, zaman zaman da milletvekili ve bakanlara iletti.

Biyogüvenlik Yasası ülkemizde uzun yıllardır sürüncemede bırakılmıştı. Yasanın hazırlanmasına katkıda bulunan Biyogüvenlik Komisyonu pek çok kez toplanıp dağıldı, yeniden oluşturuldu. Komisyonda bulunan kimi bilim insanları GDO'ların ülkemiz için oluşturabileceği riskleri öne sürerek yasanın GDO'ların ekimini yasaklayacak şekilde çıkarılmasını istiyordu. Birkaç yıl önce yasa taslağı yeniden gündeme geldiğinde Platformun temsilcileri de Biyogüvenlik Komisyonu toplantılarına katılarak görüşlerini aktardı. Yasada platformun, diğer sivil toplum kuruluşlarının ve bazı bilim insanlarının görüşlerini de dikkate alarak bazı değişiklikler yapıldı. Ancak yasanın bu değiştirilmiş hali de uzun süre beklemede bırakıldı. Şimdi gündeme getirilen yasayla GDO'lar yeniden önümüze sürülüyor.

Ülkemizin bir Biyogüvenlik Yasası'na ihtiyacı olduğu doğrudur. Ancak Biyogüvenlik Yasasının biyogüvenliği gerçekten sağlayacak, halkın çıkarlarını ve çevreyi koruyacak bir yasa olması gerekiyor. GDO'ların serbest bırakılması, Türkiye gibi biyolojik çeşitlilik açısından zengin ülkeler için risk demek. Biyogüvenliği sağlamayan, biyogüvenlik açısından risk yaratabilecek her şeyi serbest bırakan bir Biyogüvenlik Yasası'nın çıkarılmasının anlamı yok. Biyogüvenlik Yasası'nın tarımsal alanda GDO'ların ekimini ve ticaretini yasaklayan bir şekilde yapılması gerekiyor."

Son olarak Almanya'nın da dahil olduğu Fransa, Avusturya, Macaristan, Yunanistan, Lüksemburg gibi Avrupa Birliği ülkeleri GDO'yu yasakladı. Peki Avrupa Birliği ile müzakereler devam ederken bu örnekler göz önünde bulundurulmadan sizce neden Türkiye'de bu yasa gündeme geliyor?

"Avrupa ülkeleriyle ABD arasında GDO konusunda yaşanan tartışmalar GDO'ların piyasaya sürüldüğü ilk yıllardan bu yana devam ediyor. AB, uzun bir süre boyunca GDO'ların Avrupa'ya girişini engelleyecek "de facto moratoryumu" olarak adlandırılan politikalar izledi. Ancak GDO üreticilerinin bütün dünya çapında sürdürdüğü, IMF, DTÖ, Dünya Bankası gibi uluslararası kuruluşları da etkileyen lobi faaliyetlerine ve baskılara daha fazla dayanamayarak bazı GDO'lu ürünleri serbest bıraktı. Serbest bırakılan sayılı bazı ürünlerde dahi sıkı bir kontrol uygulamaya devam etti. Avrupalı tüketicilerin, çevre konusunda çalışan sivil toplum kuruluşlarının ve çiftçilerin GDO'lu ürünlere karşı yoğun bir muhalefet sergilemesi sonucunda kimi ülkeler GDO'yu yeniden yasaklamaya başladı.

Avrupa Birliği'nin hem ticari nedenler hem de çevre, insan sağlığı vb. riskleri ve çiftçi-tüketici tepkisini gözönünde bulundurarak uyguladığı bu yasak GDO ticaretinin yaygınlaşmasının önünde bir engel oluşturuyor. Bu nedenle GDO üretimi ve ticaretinin yoksul ülkelere doğru kayacağını zaten öngörüyorduk. Bu öngörüler yavaş yavaş hayata geçiyor. Gelişmiş ülkelerde istediklerini bulamayan GDO üreticileri yoksul ülkeleri hedef almaya başladı."

Toprağımız, insanımız, bitki ve hayvanlarımız açısından büyük riskler içeren GDO Türkiye'ye ne kazandıracak ki yasalaşması için bu kadar çaba harcanıyor?

"Türkiye'nin GDO'ya ihtiyacı yok. Tarım ve gıda sistemimizde doğru politikalar hayata geçirilirse, tarım ve gıdada hem kendi halkımızı hem de çevre ülkeleri doyurabilecek bir potansiyele sahibiz. Ülkemizde genetiği değiştirilmiş gıdaların ekilmeye başlaması zaten binbir türlü sorunla boğuşmakta olan tarım sistemimizi daha da sorunlu hale getirmekten başka bir işe yaramayacak.

Yukarıda sözünü ettiğim meşhur "gıda miktarı artmazsa dünya aç kalacak" propagandası ısıtılıp ısıtılıp yeniden gündeme getiriliyor. O zaman, yeşil devrim'in başlangıcından beri gıda miktarı sürekli arttığı halde insanlar neden aç kalmaya devam ediyor, bunun bir açıklaması yapılmalı.

Açlığı sona erdirmek için, propaganda edildiği gibi gıda miktarını artırmak değil, önce paylaşımın adil olmasını sağlamak gerekiyor. Paylaşımın adil olması içinse yoksulluk üreten bir mekanizma olan endüstriyel tarım ve gıda sistemi yerine, yoksul çiftçileri, yoksul tüketicileri koruyan, onların haklarını güvence altına alan, doğayla dost bir tarım ve gıda sistemini hayata geçirmek lazım..."


www.iyibilgi.com

Nihal Doğan

GDO (Gözü Dönmüş Organizmalar)

Yeni biyogüvenlik yasası ile genetiği değiştirilmiş bitkilerin üretilmesine izin verilecek. Bakarsınız bu gıdalar bizlerin genlerini de değiştirir ve bundan sonra avucumuzun içinden kayıp giden tarıma, doğaya ve dünyaya sıkı sıkı sarılır, kıymetini daha iyi anlarız. Bakarsınız gözü dönmüş organizasyonların başındakiler kârı değil insanı önceleyen kararlara imza atmaya başlarlar.

Bakarsınız diyorum, çünkü biyoteknoloji ürünü GDO’ların etkilerinin henüz ne olduğunu tam olarak bilmiyoruz. Bilmemiz istenen bu organizmaların açlığa çözüm olacağı ve kimyasal girdi kullanımını azaltacağı. Yarım asır önceki yeşil devrimin de açlığı ortadan kaldıracağı söylenmişti, oysa yeşili devirmekle kaldı. Sorun teknoloji değil elbette, sorun teknolojinin hangi ellerde ne için kullanıldığıyla ilgili. Ne yazık ki bu teknolojiler bugüne kadar büyük tekeller tarafından büyük kârlar için kullanıldı.

Herhalde bu yasanın en büyük savunularından birisi, bugüne kadar farkında olmadan bizlere tükettirilen GDO’lu gıdaların bundan böyle kontrollü olarak üretileceği veya ülkeye giriş yapacağı savı olacak. Yetkililer “adı üstünde biyogüvenlik” diye açıklama yapacaklar. Arkasından bu gıdaların ne kadar sağlıklı olduğuyla ilgili, belki de üniversite onaylı, reklamlar izleyeceğiz. Sonra bir bakmışız genetiği değiştirilmiş gıdalar ve bu gıdaların tüketimi, bugün her köşe başında bulunan ve bir devlet büyüğümüzün oğlu tarafından ülkeye sokulan mısır taneleri kadar yaygınlaşmış. Peki bu kadar mı, tabiî ki değil. Zira sermaye biriktikçe kendine yeni oyun (kâr) alanları bulmak ister. Ondan sonra da sıra, şimdilik uygulama dışında tutulacağı söylenen bebek mamalarına gelecek tabi.

Sadece sebzenin meyvenin tadını kaçırmıyoruz, hayatın da tadı tuzu kalmıyor, tadımız kaçıyor yani anlayacağınız. Bu daha başlangıç, önümüzdeki on yıllarda, insan bilinci buna alıştırıldığında, sıra GDİ’lere yani Genetiği Değiştirilmiş İnsanlara gelecek. Sonra ver elini Cesur Yeni Dünya.

Hz. İbrahim’i atmak için büyük bir ateş yakmışlar. Bu esnada bir karınca su taşıyormuş. Yolda giderken karşılaştığı karıncalar nereye gittiğini sormuşlar. Karınca, “Hz. İbrahim’i atacakları ateşi söndürmek için su taşıyorum” demiş. Karıncalar gülmüşler, götürdüğü suyun ateşi söndürmeye yetmeyeceğini söylemişler. “ Olsun” demiş karınca “ben de biliyorum yetmeyeceğini, ama hiç olmazsa safım belli olsun”. Benimki de o misal, hiç olmazsa safım belli olsun, hiç olmazsa safınız belli olsun.
Ateşe su taşıyan karıncaların sayısının artması dileğiyle.

Fatih Özden, Ziraat Mühendisi
www.karasaban.net

Buğday Derneği, Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO) İle İlgili 7 Noktaya Dikkat Çekiyor

Devlet Bakanı Cemil Çiçek ve Tarım Bakanı Mehdi Eker’in basında yer alan “GDO’lu bitkilerin Türkiye’de yetiştirilmesi” ile ilgili açıklamaları üzerine Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği, Türkiye’nin Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO) ile ilgili geri dönüşü olmayan bir yola girmemesi için hükümet yetkilileri ve kamuoyunun dikkatini yedi önemli noktaya çekiyor.

Buğday Derneği, her ne kadar bu konuyla birlikte yeniden gündeme gelen, Tarım ve Gıda Bakanlığı’nın kurulması ve yeniden yapılanmasını destekliyorsa da, Hükümet yetkilileri ve kamuoyunun dikkatini aşağıdaki noktalara çekmek ve geri dönüşü olmayan bir adım atılmadan önce gerekli tüm sorgulamanın sağduyu ile tarafsız ve bilimsel olarak yapılması gerektiğini savunuyor:

  1. GDO günümüzde dikildiği bölgelerde iddia edildiği gibi sentetik ilaç kullanımını azaltmamış, aksine büyük alanlarda tek tip üretime (monokültür) dayalı, sentetik tarımsal girdi ve teknik uygulama ihtiyacını ortaya çıkartmıştır.
  2. GDO ekimi Kanada, ABD, Brezilya gibi ülkelerde çok büyük alanlara sahip geniş toprak ve mali güç sahibi işletmelerde gerçekleştirilmiştir. Türkiye kırsalında, kırsal kalkınmadaki ana hedef kitle olan orta ve küçük ölçekli tarımsal işletmeler için bir çıkış noktası olamaz.
  3. Kırsal kalkınma ihtiyacına ekolojik üretim, ekolojik tarım turizmi gibi hızla gelişen sektörler sayesinde yanıt bulan küçük ve orta ölçekli tarımsal işletmeler, muhtemel bir GDO ekimi ile bu şanslarını genetik-tozlanma ile bulaşma sonucunda tamamen kaybetme riski ile karşı karşıya kalacaklardır.
  4. Günümüzde GDO konusuna karşıt guruplar kesinlikle marjinal-azınlık-çığırtkan guruplar değil, AB ve dünya pazarındaki tüketici kitlelerdir. Bu gün içinde bulunulan kriz ortamında dünya tüketicisinin istemediği bir ürüne yatırım yaparak talebi sürekli artan ekolojik ürün gibi bir değerden vazgeçmek ulusal bir kayıp olacaktır.
  5. Bilimsel olarak GDO henüz aklanmış bir teknoloji değildir. AAEM (Amerikan Çevreci Tıp Akademisi) in bilimsel çalışmalarla elde ettiği bulgular sonucunda, GDO içeren gıdaların tamamen yasaklanması önerisi yapması gibi birçok bilimsel GDO karşıtı görüş mevcuttur. Bu görüşlerin karşı savunması yapılmamıştır.
  6. Türkiye bu gün GDO yetiştiren ülkelere oranla çok daha zengin bir biyolojik ve tarımsal çeşitliliğe sahiptir. Bu gücünü bilimsel olarak çevre ve insan sağlığına etkisi kanıtlanmamış ve dışa bağımlı bir teknoloji ile riske atması ve geri dönüşü olmayabilecek bir tahribata yol açması rekabet şansını artırıcı değil, tam tersine kaybettirici bir etki yaratacaktır.
  7. Dünyada açlığın önüne geçilmesi ve sağlıklı nesillerin yetişmesi ancak sağlıklı ve zengin bir doğa ve onun çok çeşitli kaynaklarının sürdürülebilir kullanımı ile mümkün olabilir. GDO gibi teknolojiler ekonomik bağımlılığı artırarak gıda ve ekonomik dağılımın daha da fazla bozulmasına ve fakirliğin artmasına sebep olmaktadır.

Tüm bu noktalar bilimsel ve gerçek veriler ile desteklenmiş, çok geniş bir bilgi havuzundan süzülmüş bir özettir.

Buğday Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Victor Ananias “Bu konu sağ ve sol çekişmesi, ekonomik gelişmeyi isteyenler ve istemeyenlerin çatışması, bir siyasi görüşün tasarrufu olup olmaması ile ele alınamayacak derecede yaşamsal bir konudur” diyerek konuyla ilgili endişelerini belirtti. Ananias, “Bilim sadece kısa vadeli ekonomik hacim artışı için alet edilirse daha çok DDT’ler üretip yıllarca toplumumuzu, kaynaklarımızı ve geleceğimizi geri dönülmez bir şekilde kaybedebiliriz” dedi.

http://www.bugday.org/article.php?ID=3133


 
Design by Wordpress Theme | Bloggerized by Free Blogger Templates | coupon codes